Teşbihte hata olmasın: Milli Görüş'ün ve CHP'nin iki kanadı
Dün ilk defa izleme fırsatını bulduğum kurultaydan sonra CHP'nin işinin ne kadar zor olduğunu bir kere daha anladım. Siyasî olaylara ağırlıklı olarak sosyolojik gözle bakma alışkanlığım olduğundan, CHP'nin yaşadığı sancı
Dün ilk defa izleme fırsatını bulduğum kurultaydan sonra CHP'nin işinin ne kadar zor olduğunu bir kere daha anladım.
Siyasî olaylara ağırlıklı olarak sosyolojik gözle bakma alışkanlığım olduğundan, CHP'nin yaşadığı sancının, temelde toplumsal bir sancı olduğunu düşünüyorum.
Parti içinde birbiriyle rekabet etmekte olan iki kanadın varlığı apaçık ortada. Her partide iki veya daha fazla eğilim olabilir, liderlik farklı kanatları bir arada tutma başarısını gösterdiğinde kanatlar arası rekabet ve çekişme sinerji sağlar. CHP'de ise hem liderlik, hem siyasete yön verecek olan zihniyet konusunda iki temel farklı kanat oluşmuştur.
Tabii ki her iki kanadın hedefinde "iktidar mücadelesi" var. Tuhaf olan şu ki, rekabet halindeki kanatların iktidardan anladıkları farklı, bu da çok partili hayata geçişimizden sonra CHP'ye özgü bir siyaset paradoksudur. Söz konusu farklılığı doğru teşhis ve tespit etmedikçe CHP'nin içinden geçmekte olduğu süreci tam olarak anlamak güç.
Pekiyi, aradaki farkı nasıl belirginleştirebiliriz?
Kemal Tahir, Türkiye'de "Sağ ve sol siyasetler birbirine yakındır, biri hapşırmış her ikisi burnundan düşmüş." derdi. CHP'yi izlerken hep FP içindeki bölünmeyi ve o gün yaşananları düşündüm. Aslında 1950 sonrası CHP'deki ciddi değişimi Ecevit'in parti liderliğine gelişiyle başlatmalı, ama bugün daha güncel ve daha yakın geçmişe ait bir örnek var elimizde. Birebir aynı şeyler olmadıkları muhakkak, sadece açıklayıcı olması bakımından iki siyaset geleneği arasında bir analoji yapmak mümkün.
FP içinde başlayıp da Milli Görüş çizgisinden iki parti çıkaran ayrışmanın yardımına başvurmak gerekirse mevcut liderliği ve yeni siyasî üslubu temsil edenlere "yenilikçiler" (Kemal Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin vd.) liderlikten düşmüş olanlara "gelenekçiler" (Önder Sav ve bir bakıma iki arada bir derede kalmış gibi görünen Deniz Baykal vd.) diyebiliriz.
Milli Görüş partileri merkezî iktidara talipti; MSP, iki koalisyon ortağı oldu; RP, Refahyol hükümetini kurdu. RP'ye ağır darbeyi 28 Şubat indirdi, 28 Şubat, Milli Görüş partilerini tehdit etti. Milli Görüş çizgisi ya temel iddialarından vazgeçerek iktidar olacaktı veya direttiği takdirde her seferinde tehdidi ensesinde hissedip siyaset yapma yolunu seçecekti. Rahmetli Erbakan kendi çizgisinde kararlılıktan yanaydı, geleneği temsil ediyordu. Siyasî çizgi bölünmeseydi ne olurdu, bilemiyoruz. Ancak FP içinde beliren "yenilikçiler" "Erbakan yöntemiyle iktidar olunmaz, iktidar olunsa da iktidarda kalınmaz. Büyük sermaye, askerî-sivil bürokrasi ve küresel hegemonik güçlerle uyum içinde yeni bir siyaset geliştirmek gerekir." deyip ayrıldılar, 2002'de iktidar oldular, hâlâ iktidardadırlar.
Yeni siyasî doktrinin "büyük sermaye ve küresel güçlerle uzlaşma" ayaklarında büyük sorunlar yaşanmadı, ama "iç askerî-sivil bürokrasiyle uzlaşma" yürümedi. Beklenmedik başka "iç demokratik güçler" ülkeyi darbe teşebbüslerinden, sivil siyaseti vesayetten kurtarmak üzere bir hukuk mücadelesine girişince, AK Parti sürece katılmak zorunda kaldı; sürece katıldıkça her seçimde oyunu artırarak yoluna devam etti.
CHP'ye dönersek. CHP, iki binli yılların FP'sine yakın bir süreci yaşıyor. Kılıçdaroğlu ve ekibini, gerçekten iktidar olmak isteyen "toplumsal merkezin AK Parti'den yeterince umduğunu bulamayan kesimler" destekliyor. Eski ekip de iktidar peşinde, ama yüzde 15-25 bandında giden ve hep 'anamuhalefette kalan bir iktidar' bu. Bu, Atatürkçülüğü bayraklaştıranların, Cumhuriyet'in geleneksel bürokratik merkezinin, tuzu kuru büyük sermaye çevrelerinin, kısaca bildik devletin iktidar seçkinlerinin, beyazların CHP'nin rantını yiyerek ayakta tutmak istedikleri "küçük iktidar"dır.
"Toplumsal merkezin bir bölümü"; militan laiklik, darbe hevesi, ittihatçı sevgisi, din düşmanlığı istemiyor; sosyal adalet ve özgürlükleri felsefesine yedirmiş, bu arada AK Parti'nin 'uzlaşma doktrini'ni taklit etmeyen bir CHP istiyor. Bunun bugünkü aktifi yüzde 25; potansiyeli yüzde 40'tan aşağı değildir. Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin "büyük iktidar"ı vaat edebilirler mi? Bilmiyorum. Bunun için CHP'de temel bir zihniyet değişimi gerekli. CHP'nin geleceğini, iki kanat arasındaki güç mücadelesi belirleyecek.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
