DOLAR49,45
EURO55,62
BITCOIN4.010.975
13° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 703 okunma

Türk Tipi Liberalizmin Açmazı

İstanbul - Liberalizm, tanımlanması kolay olmayan bir akımdır. Tarihsel evrimi içinde farklı yollara girmiş, çatallanmalar meydana gelmiştir. Temelde özgürlük meselesini merkeze aldığı söylenebilir. İnsan nasıl özgürleşi

İstanbul - Liberalizm, tanımlanması kolay olmayan bir akımdır. Tarihsel evrimi içinde farklı yollara girmiş, çatallanmalar meydana gelmiştir. Temelde özgürlük meselesini merkeze aldığı söylenebilir. İnsan nasıl özgürleşir, sorusuna yanıt aramış, toplumun otoriterci bir anlayışla yönetilmesine itiraz etmiştir.

Fakat gün gelmiş, birey ve toplum olarak insanların özgürleşmesi sorunu, şirketlerin özgürleşmesi ve devlet politikalarını belirlemesi sorunu ile yer değiştirmeye başlamıştır. Bu akımı klasik liberalizmden ayırmak için kullanılan yaygın kavram neoliberalizmdir.

Türkiye’de liberal düşünce akımının yükselişi, tarihsel olarak yenidir. Liberal entelektüel çevrelerin itibar kazanması, esas olarak kapitalizmin tek alternatif olduğu düşüncesinin yaygınlık kazandığı Soğuk Savaş sonrası döneme denk gelir. Avrupa Birliği (AB) ile bütünleşmeyi ve Kürt meselesinin demokratik reformlarla çözülmesini savunmuşlardır.

Bu süreç Özal döneminde başlamış, fakat 1990’lı yılların savaş ortamında devletin tamamen faşizme yatırım yapmasıyla kesintiye uğramıştır. Liberal entelektüellerin itilip kakılmaktan kurtulmaları için 2000’li yılların beklenmesi ve AKP’nin iktidara gelmesi gerekecektir.

Türk tipi liberalizmin tuhaf karşılanabilecek bazı özellikler vardır: Bu liberalizm son derece devletçi ve tepeden inmecidir. İçinde büyüyüp geliştiği bir toplumsal hareket olmadığı için, örneğin AKP’nin Türk-İslam ideolojisiyle biçimlenen gövdesini demokratikleştirmesine ve daha geniş bir toplumsal tabana yayılmasına bel bağlamıştır.

AKP hükümeti ile ilişkinin giderek bir bağımlılığa dönüşmesi, Türk tipi liberalizmin ağırlıklı olarak neoliberal bir karakter edinmesine işaret eder. Eşzamanlı olarak, Türkiye toplumuna Avrupa standartlarında bir özgürleşme vaat edilmiştir. Özetle vaat edilen, Batıliginde bir neoliberalizmdir.

Klasik liberalizmin bazı öncüllerine bağlı kalmayı sürdürmeleri, liberal entelektüellerin “devletçi liberalizm” denilebilecek ve oldukça tuhaf görünen olgudan pay almalarını engeller mi? Bu sorunun yanıtı başta Taraf ve Radikal gibi gazeteler olmak üzere, ana akım medyanın ikincil, ama aynı zamanda toplumsal muhalefet için cezbedici görünen bölgelerine bakılarak anlaşılabilir.

Türkiye’de bölücülük ve irticayı temel tehdit olarak kodlayan askeri vesayet rejimine son verilmesi ve AKP’nin hükümetinin devletle bütünleşmesi adına meydana gelen sürtüşmede, Taraf gazetesinin öne çıkması ve kendi adına tavizsiz bir yayıncılık yapmasının devlet destekli olduğunun fark edilmesi gerekir.

Taraf, TSK niçin Kürdistan’da bir işgal gücü gibi davranıyor diye sormaz, soramaz. Fakat niçin fazla kayıp verdiğini ve kalıcı başarı elde edemediğini sorar. Bu barışa dönük gibi bir yatırım ve çağrı gibi algılanabilir. Öyledir de, fakat bu barış Kürt siyasetinin “devlet aklının” çizdiği sınırlara razı olmasını talep eder. Taraf gazetesinin, Kürtlere siz de üzerinizdeki askeri vesayeti (PKK’yi) kaldırın, demesi bir rastlantı değildir. O vesayetin kaldırılmasından kasıt, tabii ki PKK’nin yenilenmesi ve daha başarılı olması değildir. Talep edilen tasfiyedir.

Liberal söylemler karşısında zaman zaman kafa karışıklığı yaşanmasının nedeni, liberal entelektüellerin homojen bir topluluk oluşturmamasından ve taktik söylemlerin değişmesinden kaynaklanır. Mesela genel seçim sonrası Kandil harekâtı fiyaskosu henüz belirgin hale gelmeden önce, Cengiz Çandar ve Nuray Mert gibi gazeteciler çıkıp, çözüm silahla olmaz, olamaz demişlerdi. Fakat özellikle liberal değerlerle bütünleştiğini iddia eden Mümtazer Türköne gibi AKP ideologları, zaferlerini çoktan ilan etmişlerdi.

Türkiye’de liberal entelektüellerin duruşunu anlamak için, öncelikle klasik liberalizmden neo-liberalizme uzanan yelpazede nasıl bir konumu işgal ettiklerini tespit etmeye çalışmak gerekir. Klasik liberalizme yaklaştıkları ölçüde, “sol liberal” oldukları kabul edilebilir. Neo-liberalizme yaklaştıkları ölçüde ise, “sağliberal” oldukları. Bu doğru bir yaklaşımdır. Sola kayıldıkça halkın ve sıradan insanların kaygıları, sağa kayıldıkça şirketlerin özgürleşmesi ve devlet aracılığıyla toplumu kontrol etme kaygıları öne çıkacaktır.

Sol liberal, Kürt halkının PKK’ye sahip çıktığına ve aralarında kopmaz bir bağ bulunduğunu fark ettiğinde, PKK’nin tasfiyesi üzerine kurulan bir barış projesine sıcak bakamaz. AKP’ye ihtiyatlı bir şekilde şans tanıyan ve PKK’yi halk hareketi olarak değerlendiren Murat Belge’nin yaklaşımı örnek olarak verilebilir. Sağ liberal ise, bunu ancak reel politik bir zorunluluk olarak kabullenebilir. Örneğin Cengiz Çandar’ın Kürt meselesine yaklaşımı, katı bir şekilde reel politik “devlet aklı” olma iddiasını taşır.

Medya alanında sol liberal entelektüelleri kararlı olmaktan alıkoyan başlıca husus, içinde yazıp çizdikleri kurumların sağ liberal yapısıdır. Dolayısıyla Türk tipi liberalizmin etkilerine bağışık olamazlar. Nihayetinde sağ liberalizmin himayesine, yeri geldiğinde itip kakmalara katlanmak zorunda kalırlar.

Türkiye’de liberalizmin nasıl çeşitlendiğini takip etmeye çalışırken, hem sol kanat ham sağ kanat entelektüelleri insan kaynağı olarak kullandığını, AKP hükümetinin toplumsal tabanını genişletme ve devletle bütünleşmesinde ve uluslararası ilişkilerde aracı rol üstlendiğini tespit etmek gerekir.

AKP ile arasına mesafe koyan, katı bir Kemalist yorumdan uzaklaşarak Atatürkçü ve sol değerlerle iş görmeyi talep eden liberal entelektüeller de vardır. Bunların talihsizliği, CHP ya da benzeri bir partinin bu taleplerini karşılayamamış olmasıdır. Örneğin Can Dündar ve Zülfü Livaneli gibi entelektüeller bu konumdadırlar.

Türk tipi liberalizm, üçüncü iktidar dönemini yaşayan AKP ile büyük bir başarı hikâyesi yazdığını, yazmaya devam edebileceğini düşünebilir. Eşzamanlı olarak hem demokratik reformlar gerçekleştirilmekte hem de neoliberal ekonomi politikaları uygulanmaktadır. Başbakan Erdoğan Batı usülü bir demokrasi anlayışı içinde dindarların da toplumu yönetebileceği mesajı verdiğinde, bir kez daha yüreklere su serpmektedir.

Fakat Kürt meselesinin çözümsüz kalması, AKP hükümeti döneminde yaşanan Türk liberal baharını sona erdirebilecek bir tehlikeye işaret eder. Devlet Kürdistan’ın hangi biçimde olursa olsun özerk bir statü kazanması seçeneğini reddetmektedir. Ayrıca bir de sınır ötesi Kürdistanlar vardır ki, Türkiye’de özerk bir Kürdistan’ın hayata geçirilmesi, Kürdistanlar arası sınırların anlamsızlaşması sonucunu doğurabilir. “Devlet aklı” bu bilmeceyi çözmeye yetmemekte, ama bir yandan da kurutulmak istediği bir savaşı sürdürmektedir.

Bu, “devlet aklına” endeksli liberallerin de açmazıdır. PKK’den şikâyet ederken, aslında özerklik talep eden bir toplumdan şikâyet ettiklerini anlamak istemezler. 1990’lara benzer bir duruma dönmekse, liberalizmin çöküşü demektir. Böyle bir ortama hükümet dayanmayacağı tecrübe ile sabittir. Sonuç: Türk tipi liberalizm çözümün aracısı olabilir, ama öznesi olamaz.

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.