Türkleri tarihten silmek…
Elime bir not geçti. Bu not, 1900’lü yıllarda Abdülaziz ve Abdülhamit dönemlerinde İstanbul’da büyükelçi olarak görev yapmış, ünlü Rus generali İgnatiyef’in anılarında geçen bir mektuptan alıntıyı içeriyor. O yıllarda Ru
Elime bir not geçti. Bu not, 1900’lü yıllarda Abdülaziz ve Abdülhamit dönemlerinde İstanbul’da büyükelçi olarak görev yapmış, ünlü Rus generali İgnatiyef’in anılarında geçen bir mektuptan alıntıyı içeriyor. O yıllarda Rum Fener Patriği Grigoryas, Rus Çarı Aleksandr’a bir mektup gönderir. Bu mektupta Grigoryas Türklerle ilgili içerden bilgiler vermekte, tahliller yapmakta, Türklerin nasıl yenileceğinden, tarih sahnesinden nasıl silineceğinden bahsetmektedir.
Mektup aynen şöyle:
“Sayın Çar, Türkleri maddeten tamamen ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve mukavemetli insanlardır. Gayet mağrurdurlar ve izzeti nefis sahibidirler. Bu hasletleri de dinlerine bağlılıktan olduğu kadar, ananelerinin kuvvetinden ve bilhassa milli terkip ve adetlerine bağlılıklarından, devlet büyüklerine olduğu kadar aile yaşantılarına saygı ve itaatten, haset ve ihtirastan uzak kalabilmiş, kadere rıza göstermiş, vazife mesuliyetlerine bağlılık duygularından ileri gelmektedir. Türkler zekidirler ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de, çok çalışkandırlar. Gayet kanaatkârdırlar. Onların bütün meziyetleri, hatta kahramanlık duyguları ve şecaatleri, geleneklerine olan bağlılıklarından, ahlaklarının kuvvetinden gelmektedir…
Türklerin yenmek için evvela itaat duygusunu kırmak, manevi bağlarını parçalamak, dini metanetlerini zaafa uğratmak icap eder. Bunun da en kısa yolu milli ve manevi terkiplerine uymayan harici fikir ve hareketlere onları alıştırmaktır. Türkler dış yardımı reddederler. Haysiyet hisleri buna manidir. Sayın Çar, Türkler bir fırsatını bulup dış yardıma alıştırılmalıdır. Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kuvvetli, kalabalık ve zahiren hâkim kuvvetler önünde zafere götüren asıl varlıkları sarsılacak ve maddi vasıtaları üstünlüğü ile yıkmak mümkün olabilecektir. Bu sebeple Osmanlı devletini tavsiye için, mücerrep harp meydanlarındaki zaferler kâfi değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek, Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, hakikatleri araştırmalarına sebep olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şeyler hissettirmeden bünyelerindeki bu harbi tamamlamaktır…”
Evet, ne dersiniz… Geçmişten günümüze, ya da geldiğimiz noktadan geriye dönüp baktığımızda, Batılıların bu niyetlerini adım adım ilerleyerek başardıklarını görmek insanı üzüyor, kahrediyor. Üç kıtaya hükmetmiş, adaletin en koyusunu fethettiği topraklarda yerleştirmiş, mağrur, gururlu, izzeti nefsine düşkün biz Türklerin tarihte kurduğu en büyük İmparatorluk, Osmanlı imparatorluğu ne yazık ki bugün ortada yok. Küçük Anadolu topraklarına ancak tutunabilmişiz. Batılıların bizi içten çökertmek için besleyip büyüttüğü, başımıza bela ettiği İttihatçılar, altı yüz yıl tarihe yön vermiş koskoca Osmanlıyı, Abdülhamit Hanın göz nuru toprakları on yıl içinde yıkmayı, tarihten silmeyi başardılar.
Bugünün Ergenekoncuları ile dünün İttihatçıları arasında hiçbir fark yok. İkisi de milli irade düşmanı.
Bir zamanlar bizim olan topraklara, bugün vize alıp gidiyor olabilmek inanın ki kahredici.
Unutmadan, Batılılar bu bağlamda hala mesafe almaya devam ediyor…
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
