Yemin zulmü
Ahmet Altan, Leyla Zana'nın yemin metnini bitirip kafasını kaldırdığında gözlerine çökmüş olan o derin kederi yazmıştı dünkü yazısında. Evet, ben de gördüm o bakışı. Gördüm ve içim ürperdi. Bir insana yapılabilecek en bü
Evet, ben de gördüm o bakışı. Gördüm ve içim ürperdi. Bir insana yapılabilecek en büyük zulmün baskı altında kendini inkâra zorlamak olduğuna bir kere daha inandım.
"Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa'ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim."
O Leyla Zana ki bundan 20 yıl önce, bu yemini etmemek için on yıl hapis yatmıştı.
Yirmi yıl sonra, tekrar kovulduğu o mekâna geri döndüğünde, ona aynı yemini tekrar ettirdik.
Mutlu musunuz ey Türk milliyetçileri?
Onu köşeye sıkıştırdığınız, burnunu sürttüğünüz, dediğinizi yaptırdığınız için "Büyük Türk milleti" daha mı büyük, daha mı güçlü oldu?
Darbecilerin hapishanelerinde günde üç defa "Yemek duası" adı altında "Ordumuz sağ olsun" diye bağırtılan tutuklulardan farkı yoktu Leyla Zana'nın. Ya da 1998'de ikna odalarında "Ya başörtüsü ya eğitim hakkı" diye köşeye sıkıştırılıp teslim alınan başörtülü öğrencilerden...
Onun çaresizlik içinde, hiç değilse Türk milleti yerine Türkiye milleti diyerek kendine karşı saygısını kurtarmaya çalışması sizin hiç mi içinizi sızlatmadı?
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
