BIST11.722
DOLAR49,45
EURO55,62
ALTIN6.633
BITCOIN4.054.869
14° KAYSERİ
Üst banner
K
Konuk Yazar
07 Haziran 2013 · 379 okunma

Yeşil pasaportlu "itlaf" timleri

Dehşet içindeyim. Dehşet ve şaşkınlık içinde Türkiye'yi izliyorum. Hani şu, on yıldır büyük bir demokratik dönüşüm geçiren, hukuk devletine doğru evrilmeye çalışan ülkeyi... Bu ülkenin yargısını, basınını, siyasi partile

Dehşet içindeyim.
Dehşet ve şaşkınlık içinde Türkiye'yi izliyorum. Hani şu, on yıldır büyük bir demokratik dönüşüm geçiren, hukuk devletine doğru evrilmeye çalışan ülkeyi... Bu ülkenin yargısını, basınını, siyasi partilerini, kanaat önderlerini...
MİT'in eski üst düzey yöneticilerinden biri çıkıyor ve MİT'in Özel Harp Dairesi'nden transfer ettiği bir üst yöneticinin, Kaşif Kozinoğlu'nun, Akın Birdal'ı öldürmeye teşebbüs ettiğini; Tarık Ümit adlı bir başkasının elinde 40 kişilik bir ölüm listesi olduğunu, bu isimlerden kimisinin üstünün çizildiğini, yani infazın gerçekleştirildiğini, diğerlerinin de sırada olduğunu, Tarık Ümit'in Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım cinayetlerinde görev aldığını bizzat kendisinden öğrendiğini anlatıyor.
Arkasından da sakin sakin, kendisinin bu bilgileri MİT Müsteşarlığı'na rapor ettiğini, bütün bu kayıtların MİT'te bulunduğunu söylüyor. Ve sonra da elini kolunu sallaya sallaya gidiyor.
Hiç kimse MİT Müsteşarlığı'nın o raporların turşusunu kurmasına; kimseyi haberdar etmeden hasıraltı etmesine şaşmıyor. Hiç kimse ne Eymür'ün ne onun "katilleri himayesine aldı" dediği Şenkal Atasagun'un ne de katilleri korumak için aktif bir şekilde çalıştığını iddia ettiği Miktat Alpay'ın hâlâ dışarıda olabilmesine şaşmıyor. Yargı harekete geçmiyor, basın çağrılar yapmıyor, kamuoyu ayaklanmıyor, siyasi partiler suspus oturuyor.
Bu duruma da topyekûn "kaşarlanmak" deniyor galiba... Yeşil pasaportlu "itlaf timleri"yle "barış içinde bir arada yaşamayı" yadırgamayacak kadar kaşarlanmak...

Katil sürüleriyle "milli güvenlik"

Eymür'ün ifadesini okurken bundan yıllar önce basında alevlenen "Gazeteci MİT ajanları" tartışması sırasında o zamanki MİT Müsteşarı Sönmez Köksal'ın söylediği bir söz geldi aklıma: "MİT'e çalışmak kötü bir şey değil. Bu teşkilât bu ülkenin ulusal bütünlüğünü ve güvenliğini korumak ve kollamak misyonu yüklenmiştir. Bu misyona saygı duyan gazetecilerin MİT'e destek atması kadar doğal bir şey olamaz" demişti.
İşte şimdi daha yakından görüyoruz, "MİT'e çalışmanın" iyi mi yoksa kötü bir şey mi olduğunu... Şimdi görüyoruz, bu teşkilatın ülkenin bütünlüğünü ve güvenliğini koruma misyonunu nasıl yürüttüğünü...
Bünyesinde katil sürüsü barındıran bir "güvenlik örgütü"nün sağladığı güvenliğin ülkeye ne hayır getirdiğini 90'lı yıllarda hep birlikte görmüştük zaten. Bugün hâlâ MİT'iyle, JİTEM'iyle, Özel Harekât'çısıyla bu güvenlik örgütlerinin yediği haltların yol açtığı büyük yaraları kapatamıyoruz.
Ama hâlâ da, yargının projektörlerini çeviremiyoruz bu sözde güvenlik kurumlarının üstüne. MİT'i mercek altına almaya, bu örgütün geçmişten bu yana yürüttüğü "misyonu" sorgulamaya, icraatını gözler önüne sermeye cesaret edemiyoruz. 1920'lerde halkın büyük sevgi ve desteğini kazanan ve her bir mensubu kahraman olarak yadedilen Mim Mim Teşkilatı'ndan bugünkü derin ve kirli yapıya nasıl evrildiğini tartışamıyoruz.

Glasnost istiyorsak...

Aslında bu tartışmanın bir ucu MİT'in şimdiye kadar yaptıklarına ve yapmadıklarına; öteki ucu da soğuk savaş sonrası dünyasında gizli servislerin konumuna kadar uzanır.
Bilelim ki, soğuk savaş yıllarında doruğa ulaşan gizli servis faaliyetleri sorgulanmadan; o karanlık yıllarda efsanevi güçlere ulaşan bu suç örgütleri deşifre edilmeden hiçbir ülkede glasnost mümkün değildir. MİT dosyasını açmak, geçmişle yüzleşmenin atlanamayacak parçalarından biridir. Eğer Türkiye gerçek anlamda bir glasnost yaşamak istiyorsa sıra mutlaka MİT'e de gelmek zorundadır.
Bunu da ancak güçlü bir kamuoyu talebi gerçekleştirebilir.
Mehmet Eymür'ün faili meçhul cinayetler soruşturması kapsamında verdiği ifadeyi okuyup da dehşet içinde kalmayan; onun ve adını andığı diğer MİT yöneticilerinin nasıl hâlâ dışarıda olduğuna isyan etmeyen bir kamuoyunun açıklığın "a"sını, hukukun "h"sini, demokrasinin "d"sini ağzına almaya hakkı yoktur.
 
Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.