Zenginin ölümü…
Daha önce öğretmen olarak görev yaptığım ilçede bazen belediye binasının hoparlöründen, “Acilen …… kan gurubuna ihtiyaç vardır, kan vermek isteyenlerin hemen devlet hastanesine başvurmaları önemle rica olunur.” anonsu ya
Daha önce öğretmen olarak görev yaptığım ilçede bazen belediye binasının hoparlöründen, “Acilen …… kan gurubuna ihtiyaç vardır, kan vermek isteyenlerin hemen devlet hastanesine başvurmaları önemle rica olunur.” anonsu yapılırdı. Bu anons beni titretir, korkuturdu…
Kana ihtiyacı olan kişinin fakir olduğunu düşünürdüm. Kendiminki tutmasa bile arkadaşları arar temin etmeye çalışırdım. Bilirdim, bu fakir ve kimsesiz bir kişidir. Eğer ki zengin olsa belediye hoparlöründen anons yapılmaz, buna ihtiyaç duyulmaz. Zira iyilik için değil, sırf ona yalakalık yapmak için pek çok kişi kapıda bekler, kan vermek suretiyle göze girmek isterdi. Bilirdim, koşar o fakire kan vermek isterdim.
Yanlış anlaşılsın istemem, illa ki fakir olsun zengin olsun bir ihtiyacı gidermektir doğru olan. Bir insana yardım etmekten, ihtiyacını giremekten daha güzel olan nedir ki? Ancak aynı yoğun ilgi neden bir fakire gösterilmez de zengine gösterilir, düşünürüm hep. Kan vererek bir ihtiyacı gidermenin amacı iyilik yaparak karşılığını sadece Allah’tan beklemekse eğer, yoğunluğun her iki kapıda da, zengin-fakir ayırt etmeden olması gerekmez mi?
Zamana zaman mensubu olduğum sendikadan kan ihtiyacı için mesaj gelir, içim titrer yine. “Eyvah!” derim, “eyvah…” Bilirim, bu da kimsesiz bir kişidir. Yoksa binlerce üyesi olan bir sendikaya iş düşmez, hemen çevresi halleder ihtiyacını.
Önceki günlerde Cami Kebir’de bir cenaze namazına tevafuk ettim. Bu, siyasette oldukça aktif bir kişinin babasının cenazesiydi. Bir kenarda, üzüntülü olduğu her halinden belli, ayaküstü taziyeleri kabul ediyor, adeta önünde sıra haline gelmiş insanlarla tokalaşıyordu. Şöyle bir baktım etrafıma, Cami kebir’in bahçesi hala oluşmaya devam eden kalabalığı alacak gibi görünmüyordu. İkindiydi, vakit henüz girmemesine rağmen alan yoğundu ve hala Kayseri kamuoyunun alışık olduğu pek çok simalar ve insanlar yeni yeni gelmeye devam ediyordu. Siyasetçiler, daire müdürleri, bürokratlar, her meslekten memurlar, sanayiciler, iş adamları, STK temsilcileri ve diğerleri hep oradaydı. Başsağlığı dileyerek ezanın okunmasını bekleyenlerin çoğu gruplar haline gelmişler ve aralarında günlük sohbetlere dalmışlardı bile. Cenazeye bu yoğun katılım insanlık adına beni bir yandan sevindirirken, diğer yandan düşündürdü. O alandan daha öncede pek çok kimsesizin, fakirin cenazesinin de kalkmış olmasına rağmen bugünkü kalabalığın anlamı acaba Allah rızası mıydı?
Müslüman kimlikler çok değişti ve hala da devam ediyor. Bu değişim olumlu manada değil, ne yazık ki olumsuz. Yalnız Allah rızası için yağılması gerekenler, makam, mevki ve para için yapılır oldu. Daha da kötüsü, maalesef ki İslam art niyetler için kılıf haline getiriliyor, asıl niyetleri gizleniyor. Her iki lafından birinin inşallah, maşallah olanların, biraz da davranışlarına dikkat etmesi gerekmez mi? Unutulmaması gerekir ki önemli olan söz dili değil, hal dilidir.
Bu vesileyle, Müslümanları bir kez daha peygamber efendimizin yaşamıyla ilgili en az bir kitap okumalarını, böylece bilgilerini ve şuurlarını tekrarlamalarını, O’nun bu konulardaki uygulamalarını görmelerini tavsiye ederim.
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
