BEYZA’MIN DÜĞÜNÜ, BABANIN YÜREĞİ VE TEŞEKKÜR

BEYZA’MIN DÜĞÜNÜ, BABANIN YÜREĞİ VE TEŞEKKÜR


Anadolu’da bazı kelimeler vardır; sayfalar dolusu tarif etseniz yine de eksik kalır. O kelimelerden biri de “mürüvvet”.

Evladının yetiştiğini görmek, hele ki kendi yuvasını kurup mutluluğa adım attığına şahit olmak mürüvvetin ta kendisidir. Anne ve baba için hayatın belki de en kıymetli, doruk noktasıdır o an.

Ancakkk iş kızı gelin etmeye, telli duvaklı yeni hayatına uğurlamaya geldiğinde; o mürüvvet sevinci ile yüreğin en derinine oturan tarifsiz sızı babanın ruhunda kol kola giriveriyor.

Şükürler olsun ki bir oğlum bir kızım daha var. Ama kız gelin etmek başka bir şey…

Benim Beyzam gelin oldu.!

Kız babaları beni çok iyi anlayacaktır…

Anne elbette ağlar, içi titrer; fakat babanın yaşadığı fırtına bambaşka. Dışarıdan bakıldığında dimdik durmaya çalışıyor, tebessümünüzü eksik etmiyorsunuz ama içerideki depremi kimseye anlatamıyorsunuz. Yutkunuyorsunuz, boğazınız düğüm düğüm oluyor.

Sanki yıllardır sırtınızı yasladığınız koca çınar bir anda gölgesini çekmiş gibi; sanki evin bir duvarı sökülüp gitmiş gibi hissediyorsunuz. Tutunacak dalınız kopmuş, eliniz kolunuz bağlanmış gibi kalakalıyorsunuz öylece.

Canınızdan bir parça kızınız, yepyeni ve umut dolu bir hayata yelken açmaktadır. Onun mutluluğu sizin tek duanızdır. Fakat gelin görün ki onlar ufka doğru hızla yelken açarken aynı rüzgâr sanki sizin yelkeninizde bıçak gibi kesiliveriyor gibi.

Sonra gözünüzün önüne o küçücük hali geliyor; ilk adımları, boynunuza sarılışı, evdeki ayak sesleri, babacım deyişi… Şimdi ise bembeyaz gelinliğiyle, duvağının ardında gülümsüyor.

“Hayalin gerçek oldu işte, mürüvvetini gördün” diyor, içini bir anlığına ferahlatıyorsun. Ama vedalaşma anı geldiğinde, taş gibi duran babanın göğsünde kopan fırtınanın önünde sürüklediği ilk şeyin kalbiniz olduğunu hissediyorsunuz, hiçbir teselli bu fırtınayı dindiremez gibi geliyor.

Üstelik işin içinde bir de mesafe varsa… Yıllardır gurbette yaşamaya alışmış olsanız bile, asıl gurbetin şimdi başladığını anlıyor gibi oluyorsunuz.

Kızınız yuvasına uçmuş, hayallerini önce Konya sonra İstanbul gibi koca şehre taşımıştır. Artık oradadır; hayatını, yarınlarını, evini orada kuracaktır.

14 yaşında gurbete çıkmış biriyim ama gurbet birken ikiye, üçe katlanıyor; haritadaki mesafeler yüreğinizin orta yerine koca boşluk gibi çöküyor.

Tek teselliniz ise onun gözlerindeki ışıltı oluyor; yuvasında mutlu ve huzurlu olacağını bilmek, o derin sızıyı hafifleten yegâne merhem gibi geliyor.

Tabii babanın bu koca duygu sağanağının yanında bir de hayatın tatlı gerçekleri var: Düğün telaşı…

Aylar öncesinden başlayan koşturmaca, eksilmeyen eksikler, hazırlıklar, heyecanlar, yetişti-yetişmedi kaygıları ve nihayetinde rüya gibi akıp geçen o kına ve düğün gecesi…

İlk olarak bu süreçte en çok yorulan Eşim, Oğlum ve Şeyma’ma ayrı parantez açıyorum. Bu süreci çok iyi yürüttüler ve en büyük alkışı onlar hak etti.

Bu telaşın ve mutluluğun içinde bizleri yalnız bırakmayan, sevincimize ve mutluluğumuza ortak olan o kadar çok güzel insan vardı ki…

Kayseri’de yapılan Kına gecemize Konya’da yapılan düğünümüze kilometreleri hiçe sayıp gelen, yanımızda durarak gücümüze güç katan tüm dostlarımıza, akrabalarımıza; gelemeyip gönlü bizimle olan, telefonla arayan, mesaj atan, e-posta göndererek tebriklerini ve dualarını ileten herkese yürekten teşekkür ediyorum. Varlığınız, hissettirdiğiniz o sıcaklık, bir babanın yüreğindeki en büyük dayanak oldu.

İyi ki varsınız.

İyi ki akrabamsınız iyi ki dostlarımsınız.

Canımsınız…

Ve güzel kızım, kıymetli oğlum…

Bir baba olarak size şöyle dua ediyorum:

Yolunuz açık, muhabbetiniz sonsuz, yuvanız her daim huzurla dolsun. Rabbim size hayırlı, helal, huzurlu, mutlu, umutlu, yuva nasip etsin. Siz mutlu olun ki, bu babanın yelkenleri de uzaktan uzağa yeniden rüzgârla dolsun…

Rabbim herkesin evladına hayırlı yazgılar yazsın, iyilerle karşılaştırsın…

Google+ WhatsApp