SESSİZLİĞİN BÜTÇESİ

SESSİZLİĞİN BÜTÇESİ


Radyo, bugün en çok dinlenen ama en az kazandıran mecra.

Ses var, dinleyici var; ama bütçe yok.

Reklam pastası büyürken, radyoya düşen pay her geçen gün küçülüyor. Büyük markalar görünmeyi tercih ediyor; duyulmayı değil. Oysa radyo, sadık dinleyicisiyle hâlâ en güvenilir bağ kuran mecra. Ama güven, faturalara yetmiyor.

Bir radyo istasyonu yalnızca yayın yapmaz.

Elektrik öder, verici çalıştırır, telif yatırır, personel istihdam eder.

Programcı konuşur sanılır; oysa arkasında sürekli dönen bir mali mücadele vardır.

Radyoculuk romantize edilir.

“Mikrofona konuşmak” zannedilir.

Ama mikrofonun arkasında çoğu zaman hesap makinesi durur.

Reklam azlığı, yalnızca geliri değil; gazeteciliğin alanını da daraltır.

Program süresi kısalır, içerik hafifler, emek görünmezleşir.

Nitelik, bütçesizlikle sınanır.

En acısı da şudur:

Radyo, kriz dönemlerinde ilk vazgeçilen mecra olur.

Oysa afetlerde, acil durumlarda, kesintilerde hâlâ ilk açılan şey radyodur.

Basın içinde en çok “idare eden”, en az konuşulan alan radyodur.

Ama idare ederek gazetecilik yapılmaz.

Şunu kabul etmek gerekir:

Reklam olmadan özgür yayıncılık olmaz.

Bütçe olmadan sürdürülebilir basın olmaz.

Radyo bugün ayakta kalmaya değil; tutunmaya çalışıyor.

Ve bu tutunma, çoğu zaman sessizce yapılıyor.

Ama unutulmamalı:

Ses kesilirse, hafıza da susar.

Google+ WhatsApp