
BİR MİLLETİN HAFIZASI
Bugün 30 Ağustos. Takvimdeki kırmızı renkli bir resmî tatilden ya da ekranda alt yazı olarak geçen protokol mesajlarından çok daha fazlası.
Yıllardır bir medya patronu, bir televizyon kanalı sahibi olarak rejiden yayın odasına, canlı yayın konuklarından haber bültenlerine kadar binlerce içeriğin akışına tanıklık ettim. Kumandanın tek bir tuşuyla kanalları değiştirdiğimiz, dünyadaki binbir çeşit bilgiye saniyeler içinde ulaştığımız şu dijital çağda, bazen en temel gerçeği kaçırıyoruz: Üzerinde özgürce yayın yapabildiğimiz, sesimizi duyurabildiğimiz bu topraklar bize altın tepside sunulmadı.
1922'nin o sıcak Dumlupınar sabahında yazılan senaryo, hiçbir televizyon dramasının ya da sinema filminin kurgulayamayacağı kadar büyük bir iradenin eseriydi. Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının "Ya istiklal ya ölüm" diyerek attığı o adım, bugün bu topraklarda başımız dik durmamızın, kendi kanalımızda kendi sesimizle konuşabilmemizin tek sebebidir.
Bir televizyoncu gözüyle baktığımda, Zafer Bayramı sadece geçmişe dönük bir anma günü değildir; geleceğe doğru bir vizyon ayarıdır. Bugün yayıncılık ekranlarda yapılıyor olabilir ama asıl yayın, milletin vicdanında ve hafızasında akmaya devam ediyor. Bizlere düşen sorumluluk; o günün ruhunu, bağımsızlık aşkını ve mücadele azmini yeni nesillere sadece süslü görsellerle değil, samimiyetle ve doğru bir dille aktarabilmektir.
Yayın akışları gelir geçer, reytingler yükselir düşer, ekranlar kararır ve tekrar açılır. Ancak bu vatanın bağımsızlık reytingi her zaman zirvede kalmak zorundadır.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

