Ramazan…

Ramazan…


Kalbimizin yumuşadığı, sofraların uzadığı, susarken bile çoğaldığımız ay.

Oruç tutanın sabrını da, tutmayanın saygısını da hatırlatan bir zaman. Çünkü inanç, insanın içindeki en mahrem odadır. Kapısı gönülden açılır, zorla değil.

Ama son günlerde okullarda bir “ilahi furyası”… Her etkinlikte mikrofon, her köşede hoparlör, her törende aynı ezgiler. Çocukların sesleri güzel mi? Güzel. İlahi söylemeleri yanlış mı? Değil.

Yanlış olan ne biliyor musunuz? Abartı.

Bu toplumun kültüründe ve hafızasında inanç var. Fakat inanç, gösteriyle büyümez; samimiyetle kök salar. Devletin görevi, bir inancı yüceltmek değil; her inanca eşit mesafede durmaktır. Çünkü din ile devlet arasına çizilen o ince çizgi, aslında toplumun huzur çizgisidir.

Okul dediğiniz yer; matematiğin, bilimin, sanatın, sporun, düşüncenin evidir. Çocuğun aklına soru düşürür, ufkunu genişletir. Ramazan gelince okul bir anda tek sesli bir sahneye dönüyorsa, orada durup düşünmek gerekir.

Çünkü devlet okulu herkesindir. O sınıfta oruç tutan da var, tutmayan da. İlahi seven de var, mesafeli duran da. Çocuk dediğiniz; kimliğini arayan, yönünü bulmaya çalışan bir yolcu. Biz o yolcunun eline pusula mı veriyoruz, yoksa tek yönlü tabela mı?

Din siyasete yaslandığında zayıflar. Siyaset dine yaslandığında sertleşir. İkisi de birbirini araç yaptığında olan yine topluma olur. Ramazan bir propaganda ayı değildir. Ramazan, insanın kendine dönme ayıdır.

Devletin dini olmaz. Devlet adil olur.

Vatandaşın dini olur. O da gönlündedir.

Ramazan’ı yaşayalım, evet. Okullarda değerler eğitimi olsun, evet. Ama ölçü kaçtığında, iyi niyet gölgelenir. İnanç bir çiçekse, fazla sulamak da kurutur.

Bu toplumun inancı güçlüdür, kimse merak etmesin.

Ama güçlü olan şeyin reklama ihtiyacı yoktur.

Google+ WhatsApp