SOFRADA AYRIMCILIK VAR

SOFRADA AYRIMCILIK VAR


Ramazan geldi; yine o bildik yardım kolileri kamyonlara yüklenmeye, kapı eşiklerine bırakılmaya başlandı. Elbette niyetler halis, çaba kıymetli. Ancak durup bir düşünmemiz gereken bir mesele var: İyilik yaparken karşıdakinin onurunu ne kadar gözetiyoruz?

​Yıllardır bir standart haline geldi; içine iki paket makarna, bir kilo pirinç, bir şişe yağ koyup adına "Ramazan Paketi" dedik. Peki, o kapıyı kapattığında o evin babası, annesi çocuğuna bir lokma et pişirebilecek mi? Canı taze bir meyve çeken çocuğun hevesi, o kuru bakliyat kolisinin neresine sığacak?

​Yardım dediğimiz şey, bir insanın mahrumiyetini yüzüne vurmak değil, ona bir nefes aldırmak olmalı. Garibe, yoksula sadece "sen bunu ye" diye standart paketleri dayatmak, aslında ona seçme hakkı tanımamaktır. Oysa gerçek cömertlik, kendi yemediğimizi başkasına layık görmemektir.

​Eskilerin o meşhur "sağ elin verdiğini sol el görmesin" düsturu tam da burada devreye giriyor. Bir paket makarnayla bir evi bir ay geçindiremezsiniz ama o aileye vereceğiniz bir miktar nakit para ya da bir alışveriş kartıyla;Gidip kasabından istediği eti almasını,manavdan çocuğunun canı çektiği meyveyi seçmesini,kendi mutfağının eksiğini, kendi zevkiyle tamamlamasını sağlarsınız.

İnsan onuru, bir koli makarnadan çok daha değerlidir. Yardım ederken insanları sıraya dizmek, fotoğraflarla bu durumu belgelemek ya da tek tipleştirilmiş kolilerle kapılara dayanmak yerine; sessizce uzatılan bir zarf, aslında "Seni görüyorum, sana saygı duyuyorum ve neye ihtiyacın olduğunu en iyi sen bilirsin" demektir.

​Bu Ramazan, yardımlaşma anlayışımızı bir üst basamağa taşıyalım. Sofralarımızda kuş sütü eksik değilken, ihtiyaç sahibine "sadece karbonhidrat" reva görmeyelim. İyiliği paketlere hapsetmeyelim; özgür bırakalım ki o para kasaba gitsin, manava gitsin, o evin mutfağında tencere gerçekten neşeyle kaynasın.

​Gerçek bayram, sadece karnı doyanların değil, kalbi ve onuru korunanların bayramı olacaktır.

Google+ WhatsApp