Sahiden İş mi Beğenmiyoruz?

Sahiden İş mi Beğenmiyoruz?


Türkiye’de yine işsizlik oranları açıklandı. Rakamlar soğuk, grafikler ciddi, açıklamalar resmi… Ama hayat öyle değil. Hayat rakamlardan ibaret değil çünkü. Sokakta yürüyen insanın yüzüne baktığınızda TÜİK tablosu değil, geçim derdi görüyorsunuz.

Her açıklanan veri sonrası aynı cümle dolaşıma giriyor:

“İş var ama kimse çalışmak istemiyor.”

Peki gerçekten öyle mi? Sahiden iş mi beğenmiyoruz?

Biraz durup düşünelim.

Bugün bir genç üniversite bitiriyor. Elinde diploma, cebinde umut, gözlerinde gelecek hayali… Ama karşısına çıkan ilk teklif asgari ücret bile değil. Çalışma saatleri belirsiz, sosyal hayat sıfır, gelecek güvencesi yok. Şimdi soruyorum: Bu genç iş mi beğenmiyor, yoksa hayatını kurtaracak bir fırsat mı arıyor?

Eskiden iş, insanı büyütürdü. Şimdi birçok iş insanı tüketiyor.

Eskiden “meslek sahibi olmak” vardı, şimdi “hayatta kalmak için çalışmak” var.

İşsizlik oranları düşüyor deniliyor ama aynı anda neden herkes ikinci bir iş arıyor? Neden çalışan insanlar bile kendini güvende hissetmiyor? Çünkü mesele sadece iş bulmak değil; insanca yaşayabilmek.

Bir baba sabahın köründe işe gidiyor, akşam çocukları uyuduktan sonra eve dönüyor. Bir anne çalışıyor ama kazandığı maaş kreş ücretine gidiyor. Gençler ise hayal kurmak yerine “nasıl geçinirim?” hesabı yapıyor. Bu tabloyu görmeden “iş beğenmiyorlar” demek kolay.

Asıl mesele şu:

İnsanlar çalışmak istemiyor değil, karşılığını görmek istiyor.

Emek artık sadece fiziksel değil; psikolojik de bir yük taşıyor. İnsanlar yoruluyor ama ilerleyemiyor. Çalışıyor ama bir adım ileri gidemediğini hissediyor. İşte tam burada umut kırılıyor.

Bir toplumda işsizlik sadece rakam değildir; ruh halidir. Eğer gençler geleceği başka ülkelerde arıyorsa, eğer insanlar pazara çıkmadan önce hesap makinesi açıyorsa, mesele tembellik değil, sistemin insanı ikna edememesidir.

Belki de soruyu yanlış soruyoruz.

“Sahiden iş mi beğenmiyoruz?” yerine şunu sormalıyız:

Çalışan insan neden mutlu değil

Google+ WhatsApp