Ekonomi nereye gidiyor?

Ekonomi nereye gidiyor?


Ekonomi dediğimiz şey rakamlardan ibaret değildir. O rakamların içinde sabahın köründe servise yetişmeye çalışan işçi de vardır, akşam pazar filesini yarı dolu götüren emekli de… Bugün “ekonomi nereye gidiyor?” diye sorduğumuzda aslında “biz nereye savruluyoruz?” demek istiyoruz.

Enflasyon, adı artık herkesin dilinde ama etkisi herkesin hayatında farklı. Kâğıt üstünde yüzdeler konuşuluyor, sahada ise umutlar eksiliyor. Maaş artıyor ama alım gücü yerinde saymıyor; geriliyor. Ücretler zamlanıyor ama fiyatlar daha hızlı koşuyor. Bu bir yarış değil, bu açık ara farkla kaybedilen bir maraton.

Üretim cephesine bakıyoruz; maliyet baskısı altında ezilen bir reel sektör var. Küçük esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor, sanayici öngöremediği yarını planlayamıyor. Faiz, kur, vergi… Hepsi bir denklem ama denklem sürekli değişiyor. Belirsizlik ekonominin en pahalı girdisidir; bugün onu bol bol kullanıyoruz.

Vatandaş cephesinde ise tablo daha net: Tasarruf lüks oldu. Gelecek planı yapmak cesaret istiyor. “Bu ayı nasıl çıkarırım?” sorusu, “önümüzdeki yıl ne yaparım?” sorusunun önüne geçti. Orta direk inceldi, sabit gelirli nefesini tutarak yaşıyor.

Peki nereye gidiyoruz?

Eğer üretimi, adaleti ve güveni merkeze alan bir rota çizmezsek; günü kurtaran ama yarını tüketen politikalarla devam edersek, gittiğimiz yer belli: Daha fazla yoksullaşma, daha fazla umutsuzluk.

Ama hâlâ bir çıkış var. Ekonomi güvenle ayağa kalkar. Hukukla, liyakatle, öngörülebilirlikle… Rakamlar o zaman düzelir, çünkü insan nefes alır.

Ekonomi bir sonuçtur. Asıl mesele niyettir, yönetimdir, tercihtir.

Ve bugün Türkiye ekonomisinin en çok ihtiyaç duyduğu şey yeni bir rakam değil; sağlam bir yön duygusudur.

Google+ WhatsApp