Ramazan geldi…

Ramazan geldi…


Tezgâhlar kuruldu, ışıklar yandı, hurmalar dizildi. Ama bu yıl o eski telaş yok çarşının üstünde. Esnafın yüzünde “bereket” değil, “bekleyiş” var. Vatandaşın elinde liste var ama kalbinde tereddüt.

Bir manavın önünde duruyorum… Domatesin yanına küçük bir kâğıt: “Fiyatlar günlük değişir.”

Esnaf diyor ki:

“Abi ben de sabah kaçtan alacağımı bilmiyorum. Etiket yazıyorum, akşam siliyorum. Kazanmak değil derdim, zarar etmemek…”

Kasabın önünde kuyruk yok artık. Eskiden Ramazan haftası et kesim sesleri yankılanırdı sokakta. Şimdi kasap iç çekiyor:

“Millet gramla alıyor Mehmet abi… 200 gram, 300 gram… İftar sofraları küçüldü.”

Market raflarında bir anneye rastlıyorum. Elinde hesap makinesi gibi telefon. Bir ürünü alıyor, bırakıyor. Bir daha alıyor, yine bırakıyor. Diyor ki:

“Çocuklar pide istedi, tatlı istedi… Hepsini alamıyorum. Ramazan’da eksik hissettirmek koyuyor.”

Çarşıda dolaşırken şunu görüyorsun:

Esnaf dertli çünkü satış yok.

Vatandaş dertli çünkü alım gücü yok.

Herkes Ramazan’ı yaşıyor ama kimse Ramazan’ı hissedemiyor eskisi gibi.

Oysa bu ay paylaşmanın ayıydı.

Şimdi herkes hesabın içinde.

Bereket kelimesi raflarda yazıyor ama ceplerde yok.

Bir bakkalın cümlesi günün özeti gibi:

“Eskiden veresiye defteri Ramazan’da dolar, bayramda kapanırdı. Şimdi veresiye defteri doluyor… ama kapanmıyor.”

Google+ WhatsApp